II kahvaltı uyaranları

00:30 / ...ve şöyle devam etti puantiye hanım /

Aa!
Şu karşı sahilde yürüyen adam… Nerden tanıyordu bu adamı, hımm... Sanki daha yeni gördüğü biri… Pencereye yapıştı, sanki iki santim yakından daha iyi görecekmiş gibi ya da cama yapışmak görüşü netleştiriyormuş gibi, elindeki çayı bıraktı masaya…

Ah evet ya, ödünü koparan gece sürpriziydi bu herif.

Dün gece geç saatte eve dönmüştü. Öyle yorgun ve dalgındı ki, gündeliğin basit sıralı alışkanlıkları bile birbirine girmişti. Farları kapatmış, arabayı parketmişti fakat araba hala vitesteydi. O esnada hareketsiz durmaktan rujuna yapışmış olan ağzındaki sigara birden yere düşmüştü aksi gibi. Ayağı da hala debriyajdaydı. Düşen sigara için eğilmiş, yanık haldeki bir sigaranın o ışıltılı kafasıyla asla saklanma ihtimali yok diye düşünüp doğrulurken fazla sola kaykılmış, bu yüzden birden farlar açılmıştı ve dışarıda tam karşısında bu adam parlamıştı birden!

Gözleri hafif kapalı ve üzerinde, yaşı başıyla tezat pembeli morlu bir kıyafet vardı. Adamın durduğu zaman ve mekan bir-korkunç, üzerindeki kıyafetse iki-korkunçtu. O an boğazından bir çığlık fırlamış ve aynı anda istemsiz olarak debriyajdaki ayağını çekivermişti. Araba birden hoplamış ve karşısında anlamsız bir sürpriz olarak duran adama vuruvermişti bir anlık. Sonrasında adam dengesini kaybedip tam arkasında duran çalılığın içine düşmüştü yüzükoyun.

Ne yapacağını bilememişti. Arabadan çıkmalı mıydı yoksa kapıları kilitleyip çalılılardan daha da öfkeli olarak yeniden doğan sapığının taarruzunu mu beklemeliydi? Giderek sakinleşiyor ve doğru düşünme melekeleri görev yerlerine geri dönüyordu. Çalılardan çıkmaya debelenen adamın kıyafetine bakmıştı. Pembe üzerine büyük mor puantiyelerle bezeli bu kıyafetle bu adam zararlı olamazdı. Kıyafet alt-üst takım olduğuna göre gecenin bu saatinde bu adam ancak bunu "pijama" diye giymiş olmalıydı. Belki de uyurgezerdi. Düşündü, hiç uyurgezer görmemişti. Eğer öyleyse yuf olsundu. Be adam, madem uyurgezersin bari günlük kıyafetlerini giy de gir yatağa di mi. Bunları düşünerek sonunda arabadan çıkmaya karar vermişti.

Adam hala ve uyuşuk hareketlerle çalılarda debeleniyordu. Kısa bir kararsızlıktan sonra adamı sağ kolundan yakalayıp çalılardan çekmeye çalışmıştı. Adam inlemişti birden, demek sağ koluna bir darbe almıştı araba hopladığında. Çalılar yüzünden göğsü çizik çizikti. "Bişeyiniz var mı" demişti adama öyle otomatik… Böyle zamanlarda ilkin böyle sorulurdu. Evrensel sorulardan biriydi. Adam ağzının içinde mırıl mırıl bişeyler yuvarlamış ama tek bir kelimesini bile anlamamıştı. O sırada gençten bir kız koşarak gelmişti yanlarına. Dediğine göre abisiymiş bu pembe panter kılıklı herif ve uyurgezermiş. Genç kız, su içmeye uyanmış ve abisini yerinde bulamamış. Şöyle bir süzmüştü kızın bu sözleri üzerine adamı: bunu bulamamış yani.

Bişeyi var mı diye sorduğunu ama adamın dediğinden hiçbişey anlamadığını söylemişti kıza telaşla. Genç kız, alışkın bir rahatlıkla, abisinin uykusunun çok ağır olduğunu ve muhtemelen hala sayıkladığını söyledikten sonra, koluna girerek yürütmeye çalışmıştı.

Arkalarından bakakalmıştı. Sonra ne yapacağını bilemediğinden son kez arkalarından seslendi, "kusura bakmayın, ben… özür dilerim!" Genç kız boştaki elini havada "taam, taam mühim değil" der gibi sallamış ve abi-kardeş gece karanlığında kaybolmuşlardı.

İşte dün geceki pembeli-morlu kostümüyle karşısında birden arz-ı endam eden adam, bu sahildeki adamdı. Gündüz kostümlerinde daha zevkli allaan salaa, diye düşündü. Çayından bir yudum aldı ve izlemeye devam etti adamı…

"ben evdeydim" mi dedi o? ahahaha… Mahallenin "menopozları bile tatlı bir mazi olmuş" kadınlarını korkuttu salak! bak hele, kaş göz hareketi de yapıyo sağa sola… Saldırgan apti seni. Uykusunu iyi alamamış heralde, hahaha… Tam salak bu be. bok evdeydin. En azından dün gece yani. bilinçaltını gezintiye çıkarıyosun oğlum sen her gece, haberin yok. Pehh.
Pis uyurgezer, ödümü kopardı gecenin bi saati ya!

Demek bizim mahallede böle saklı cevherlerde varmış, diye düşündü adama olan ilgisinin sona ermesinden az önce.
ve böylece adamı bıraktı sahilde kendi haline, salona dönüp şöyle bir bakındı etrafına. Günün gazeteleri gıcır gıcır durmaktaydılar masada. Diğer günlerden farklı olarak semt gazetesi de vardı aralarında. Bugün farklı bir gündü. Kendi çapında şöhret olacaktı semtte. Şöhretinin semt esnafı üzerindeki etkilerini hayal etti. Daha özenli davranacaklardı ona bundan sonra. Meyve poşetinden çürük çıkmayacaktı misal. Kasap, kıymayı yağsız yerinden ayarlayacaktı. Mahallenin
Azize'si olmayı hayal etti, balıkçının önünde şarkı söylemeyi… Yan gözle bakılmayan, bağırlara basılan mahallenin gözbebeği…

Kendi kendine gülerek iç geçirdi ve semt gazetesiyle başlattı sabah keyfini. Hemen ikinci sayfada rastladı kendi fotoğrafına. Haberi sanki yeni duyuyormuş gibi okudu iştahla. Evet ya, semtin çöldeman mahallesinin asırlık yazlık sinemasının yıkılmasına karşı koyanlar ve onu yeniden hayata döndürenler arasında geçiyordu işte ismi. Çekirdek çitleyip, beyaz gazoz içme ve sigara tellendirme özgürlüğünün doyasıya yaşandığı büyük ekran filmlerin mekanı o yazlık sinemalar… Birinin daha mazi olmasına izin verilemezdi ve işte kendisi de bu yıkıma karşı var gücüyle çalışmıştı. Kendiyle ne kadar gurur duysa azdı.

Ama bi dakka yaaa….
Fotoğrafı, sayfanın mizanpaj kurbanı olmuş galiba biraz? Yazlık sinema haberinin hemen yanındaki bir kadının esrarengiz ölümü haberinin içine kaymış fotoğrafı!! Gerçi yazlık sinema haberinin içinde geçiyordu adı ve haberin çerçevesinin de içindeydi fotoğrafı, ama bir çıkıntı halindeydi, diğer habere yanaşık ve cinayet hikayesinin hemen üstüne denk düşüyordu… Ah ulan, bu semt gazetesinin amatör editörleri yok mu. Hep onların aptiliğiydi bunlar. Böyle sayfa editörlüğünün içine doğru bi küfür salladı ve kahvaltısına diğer gazetelerle devam etti.
Yazlık sinemanın yaşatılmasına katkısı ile esnafla ilişkilerindeki değişim süreci ve Azize fantazisi, editör dikkatsizliği yüzünden artık büyük olasılıkla suya düşmüştü ama en çok da, gören herkese "öldürülen kadın ben değilim" diye anlatmak mecburiyetinde kalmamayı diledi. Fakat aksi gibi çöldeman mahallesi semt gazetesinin en çok satıldığı ve okunduğu mahallelerden biriydi. Şöhretin bedeli dedikleri neymiş, belki istemeden anlayacaktı.

BAHSİ GEÇENLER , , , , ,